Merd-i Kıptî şecaat arzeylerken sirkatin söylermiş… Neresinden tutsak, nereye koysak bilemedik. Ülkemizde yenilik ve ilerlemeyle ilgili hep yakınırız. Ancak; kimse “işin ucundan tutayım, bunun sebebi ben de olabilirim” demez. Hep öteleriz, ötekine mâl ederiz. Bir ülkenin kalkınmasında öncelikli araç bilimdir. Bilim gelişince insan gelişir, imkan gelişir, nizam gelişir. Bilimle beraber dürüstlük, doğruluk gibi hem erdem ahlakı şeklindeki evrensel ahlak; hem din, töre gibi kültürel ahlak öğeleri beraber gelmelidir ki bilim doğru ilerleyebilsin. Ama ilerlerken doğru adımlar atılsın. Sözü uzatmadan neticeye bağlayalım. Türkiye’de üniversitelerin başarı ve kalite sıralamasından bahsedeceğim. Memleketimiz, toprağımız Aksaray’a geleceğim. Ülke, genel olarak bir kademe gerideyse biz iki-üç kademe geride kaldık. 80’li yıllarda il olmayışımıza bağlıyorduk. Sonra kalkınma programlarında öncelik sırası aldı. Ama 2000’li yılların başında, kısa süren kalkınmada öncelikli olma imtiyazı kaldırıldı. Sebebi her kimse veya ihmal varsa ayrı tartışma konusu. Ancak güzel şehrimize bu kalkınma sürecinde çok büyük imkanlar verildi. Önce polis okulu, sonra üniversite şehrin kaderini değiştirmeye adaydı. Organize sanayi ve fabrikalar için araziler, çok çeşitli destekler ve hibeler. İlk açıldığıdönemlerini hatırlarız polis okulunun. Öğrencileri hemen dikkat çekiyordu. Çünkü şehre memur haricinde yabancı neredeyse gelmiyordu. Çarşıyı dolduran üniformalı öğrenciler her yerdeydi. Sonra 2006 yılında çok daha büyük gelişme oldu. Aksaray Üniversitesi müstakil olarak faaliyete başladı. Eğrisiyle doğrusuyla ilk aşamayı atlattı. Ancak aradan 13 yıl geçmiş ve kalite sıralamasında makus talih değişmemiş. Önceden şakalar yapılırdı, “ iş başvurumuza bilmem ne üniversitesinin şu bölümünden mezun olanlar hariç” denerek ilgili üniversite ve bölümler küçümsenirdi.

Peki üniversite kalitesini ne belirler? Akademisyenleri mi, öğrencileri mi, fiziksel veya sosyal imkanları mı veya hangi başarı kıstasları? Öncelikli olarak genel değerlendirmede yayın kalitesi ve yayın yoğunluğuna bakılır ilgili çevrelerce. Bilime, sanata, topluma ve çevreye ne gibi katkıları olduğuna bakılır. Katkı için çalışmak gerekir. Ama öyle böyle değil, gece gündüz, yılmadan, durmadan… Herkes dizi izlerken, kahvede okey oynarken; siz evde veya okulda odanızda, laboratuvarınızda çalışırsınız. Fen bilimleri ise vakanızı, deneyinizi, prototipinizi, örneklerinizi ya da sürecinizi yayınlaştırırsınız. Sosyal bilimler ise topluma, insana, düşünceye dair düşünür, okur, araştırır, sonuçlarını kaleme alırsınız. Toplumun, insanın, doğanın sorunlarına veya olası sorun ihtimallerine çözümler üretirsiniz. Yerinizi alacak sizin gibi, sizden daha ötede öğrenciler yetiştirirsiniz. Yenilikler ortaya koyar, fenni veya sosyal inovasyonu kullanıma sunarsınız. Hani çok bilinen örnektir, üniversite sınavına hazırlanırken bir öğrenci günde iki veya üç saat çalışırsa iyi bir bölümü kazanır denir ya, işte bilim insanı ister 20 yaşında olsun, ister 65; gece veya gündüz aralıksız ve ek mesai olarak en az dört saat, beş saat fazladan çalışır. Gerçek bir bilim insanını gece yarısından sonra uyurken pek bulamazsınız. En erken gece birde uyur. O da, makalesi, deneyi, laboratuvarındaki çalışma o gün veya ayda bitmişse. Yoksa en erken iki veya üçtür uyku vakti. Sabah yeniden herkes gibi mesai. Hani şu kadar kitap okudum diye övünürüz ya, iyi bir bilim insanı her gün alanıyla ilgili bir kitap kadar makale okur. Çünkü alanına hakim olmak, bilim insanı diye anıldığı konuda bilgi sahibi olmak zorundadır. Bunlar abartı değildir. Ülkemizde sıralamaya giren üniversitelerin hocalarının rutinidir ve o meşhur üniversitelerde eğer bunları yapmazsanız kendinizi ezik hissedersiniz. Çünkü gerçek bilim ortamında bilim ile yükselirsiniz. Bilim sizin hava atmanıza vesiledir. Bilginiz sizi değerli kılar. Bir bakıma dinimizde, bilgisi ile övünmek çok çirkin kabul edilse de, iyi bir bilim insanını sizi utandıracak kadar mütevazı bulursunuz zaten. O yükseldikçe tevazuu zirve yapmaktadır.

Yine esas konuya dönecek olursak, geçenlerde Üniar isimli kuruluş tarafından “Türkiye Üniversite Memnuniyet Araştırması 2018” isimli bir çalışma yayınlandı. Çalışmada Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin bulundukları üniversiteden memnuniyet düzeyleri ve benzer istatistiklerle hem sadece devlet üniversiteleri hem özel ve devlet tüm üniversitelerinin karşılaştırmalı analizleri ve sıralamaları yayınlandı. Sıralamayla ilgili yayına Üniar internet sayfasından ulaşabilirsiniz. Ancak üzücü olan durum, Aksaray Üniversitesi’nin öğrenci memnuniyetinde 2006’dan önce kurulan devlet üniversiteleri sıralamasında 64 üniversitede 63., yani sondan ikinci, genel sıralamada(devlet-özel üviversiteler,tüm zamanlar) ise 172 üniversitede 150. sırada olması nasıl yorumlanır sizce? Bu araştırmaya yanlı derseniz, Tübitak’ın yayınladığı “Girişimci ve Yenilikçi Üniversite Endeksi 2013 Sıralaması” içerisinde daha önce Aksaray Üniversitesi’nin birçok bölümünün bağlı olduğu Niğde Üniversitesi, 2013 yılında ilk 50 üniversite sıralamasında Türkiye’de 38. sırada yer almıştı. Aksaray Üniversitesi, adı ve fakülteleri hiç yokken tamamen yeni kurulmuş bir üniversite değildi. Zaten Niğde Üniversitesi’ne bağlı ve etkin biçimde faaliyet yürüten, fakülteleri olan ancak müstakil oluşu tescillenmemiş bir kurumdu. Buradan şunu mu çıkarmalıyız? “Aksaray, akademik olarak Niğde Üniversitesi’nin sırtındaki kamburmuş”. Ya da bizden sonra Niğde Üniversitesi atılıma mı geçti? Oysa ki, Niğde Üniversitesi ile Aksaray Üniversitesi aynı kadrodan temel almış, eşit imkanlara sahip, ve hatta Niğde İli daha büyük mücadele içinde bir şehrimiz olmasına rağmen neden böyle? Bunu vatandaş olarak açıklayamayabilirsiniz. Ancak şunu kolayca anlarsınız. Google’ın bilim insanlarına yönelik sayfası Google Scholar’a bir üniversitedeki rektörün, hocalarının isimlerini tek tek yazarsınız, aldıkları atıf ve yayınlarını buradan görürsünüz. Objektif bir bakış açısıdır. Çünkü yayınınız varsa orada çıkar.Hile şansınız yoktur. Daha kaliteli ve daha üst düzey yayın için “Web of Science” endeksine bakarsınız. Orada bulamazsanız “Researchgate” isimli sayfada ilgili hocanın ismi mutlaka çıkar. Yayını varsa tabii. Olmaması imkansızdır. Çünkü doktora sonrası doçent olabilmek için en önemli kriter yayın ve akademik-bilimsel çalışmalardır. Yayın olmadan doçent olamazsınız. Tabi eğer birilerinin etik dışı yardımı veya yolun çevresinden dolaşarak bir yerlere gelmediyseniz. Bu bir itham değildir. Genel bir değerlendirme ve ülkemizin durumunun tespitidir. İşte yukarıdaki bilimsel kriter sorgulamalarından yola çıkarak neden geride olduğumuzu, neden öğrencilerin memnun olmadığını, neden daha önce Niğde ile beraberken aynı odaktan yol almış üniversitemizin bu endekslerde yer alamadığını daha kolay anlarız.

Sözü siyasetle bağlamak belki burada abes olabilir ancak bu noktada Aksaray Üniversitesi mezunu ve üniversitemizin, başarısıyla iftiharı Evren Dinçer’den bu noktada destek beklemek yanlış olmayacaktır. Zira kendisi belediye başkan adayları arasında kazanması en muhtemel olan ve Aksaray Üniversitesi’ni iyisiyle kötüsüyle iyi bilenlerdendir. Ayrıca Ankara’da köklü üniversitede yüksek lisans yapmış olması ve yine başka köklü bir üniversitede doktora tez aşamasında olması Evren Dinçer için akademik camiayı ve bilimi tanıması açısından önemlidir. Kendisinin çalışmalarında titizliğini ve yenilikçi biri olduğunu bildiğimden, doktorayı bitirmek üzere olmasından bu beklentim de yerinde olacaktır. Evren Dinçer’in de makaleleri ve bilimsel kitap bölümü yazarlığı vardır.

Bu vesileyle sesimizi duyan tüm yetkililerden fırsat olarak duran Aksaray Üniversitesi için daha yakından çalışmalarını ve üniversitemizin ülkemize değer katan bir kurum olması için gerekeni yapmalarını beklemek bir Aksaraylı olarak büyük istek olmaz herhalde. Yapılması gereken sadece Aksaray Üniversitesi’nin daha yakından dikkate alınması, eksiklikler için çözümler üretilmesi ve daha verimli, daha etkin, daha çok katkı sağlayan ve en önemlisi kaliteli bir üniversite olması için çalışılmasıdır. Böylece sanayimiz ve üretim, nihayetinde topyekün şehir kalkınacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Oğuz Türker 3 ay önce

Tespitler doğru. Ağzınıza sağlık Kürşat bey.