banner13

Bu haber kez okundu.

Eşdeğer ilaç dünyada tüm ülkelerde var

Aksaray Eczacılar Odası ilaçta ki sıkıntılar ve muadil ilaç verilmesi hususunda bir açıklama yaptı. Oda Başkanı Eczacı Fatih Özçiftçi gazetemiz muhabirinin sorunlarını cevaplayarak kapsamlı olarak şu açıklamalarda bulundu:

Başkanım ilaca ulaşım konusunda sıkıntılar var mı bu konuda ki görüşlerinizi alabilir miyiz?

 “Cumhuriyet tarihimizin önemli isimlerinden olan rahmetli Vehbi Koç şöyle demiş; “Sağlık her şeyin başıdır, o varsa her şey olabilir, yoksa hiçbir şey olmaz.” Hakikaten sağlık her şeyin başındadır ve biz eczacılar, ülkemizin işleyen sağlık sisteminin çok önemli bir yerini oluşturuyoruz. En önemlisi 24 saat hizmet ediyoruz ve yeri geldiğinde ülkemiz için ve daha çok hastalarımız için bir çok fedakarlıklar yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Çünkü biz de bu ülkenin birer ferdiyiz ve ülkemizi seviyoruz.

Evet, sorunlarımız var. Sorunlarımızı her plartfomda dile getiriyoruz ki ülkemizin sağlık sistemi daha iyi noktalara gelsin.

Örneğin  son yıllarda ilaca ulaşabilirliğimiz noktasında sorunlar yaşıyoruz. Her yıl şubat ayında değişen Euro kuruna bağlı olarak ilaç fiyat güncellemesi yapılıyor. Ve bu dönemlerde ilaç firmaları piyasaya ilaç arzı kısıtlı yapıyor. Kronik ilaçlar dâhil olmak üzere birçok ilacı hastalarımıza temin edemiyoruz. Mesela bu konuda otoriteleri sorunun çözümüne zorlamalıyız, sadece biz eczacılar değil tüm sivil toplum örgütleri, tüm milli irade…

Muadil ve eş değer ilaçların güvenirliği ve sağlığa etkisi konusundaki görüşleriniz nelerdir?

Bu dönemlerde daha da artan ve günlük ilaç teminlerinde de hastalarımızda kafa karışıklığına neden olan eşdeğer ilaç (muadil ilaç) kavramına bir açıklık getirmek isterim; Eşdeğer (muadil) ilaç orijinal ilaçların koruma süreleri bittikten sonra, orijinal ilacı üreten firmadan izin almadan üretilen ilaçlara verilen isimdir. Eşdeğer ilaç, orijinal ilaçla aynı etken maddeye sahiptir. Aynı miktara sahiptir. Aynı formülasyonda ve aynı farmasötik şekildedir. Ayrıca biyoeşdeğer olduğunun da sağlık dağıtıcılara kanıtlanmış olması gerekmektedir. Bu şartları sağlamayan ve Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığından çok uzun ve çok zorlu süreçleri tamamlayarak ruhsat almayan hiç bir ilaç, ülkemizde muadil ilaç olarak eczane raflarında yer alamaz. Dolayısıyla halkımız muadil ilacı gönül rahatlığıyla kullanabilir.

Peki, neden eşdeğer ilaçlara ihtiyaç duyulmuştur? Öncelikle şunu belirteyim ki bu ihtiyacın ortaya çıkması ülkemize özgü bir durum değildir. Başta Amerika Birleşik Devletleri’nde olmak üzere tüm dünyada kanser ve benzeri zorlu tedavi süreci olan hastalıklara ait sağlık harcamaları ve yaşlı nüfus sayısı artmıştır. Bu hastaların sağlık sorunları ve bu sorunları tedavi edecek ilaçların tüketimi de artmıştır ve bunun üzerine sağlık sigorta kurumları harekete geçerek hükümetler üzerinde baskı kurmaya başlamışlardır. Bunun sonucu olarak 1984 yılına kadar ABD’de muadil ilaçlar pek ilgi görmezken çıkartılan bir yasa ile patentli ilaçların jenerik kopyalarına (muadillerine: eşdeğerlerine) izin verilmiştir. Bu yasanın amacı patent süreleri bitmiş, çok kullanılan ilaçların jenerik eşdeğerlerinin pazara girmesini sağlamaktır. Eşdeğer ilacın terapötik etkinliği için tek kriter kimyasal madde (müstahzar içindeki etkin madde) değildir; Jenerik ilaç hem etkin maddeyi tam olarak içermeli, hem de hastaya uygulandıktan sonra bu etkin maddeyi gereken süre içinde salıverecek özellikleri taşımalıdır. Bütün bu gözlemler ve bulgular biyoyararlanım ve biyoeşdeğerlik denilen kavramların ilaç dünyasına girmesi ile sonuçlanmıştır. Patentli bir ilaç ile (orjinal ilaç) jenerik: eşdeğer kopyalarının (muadillerinin) karşılaştırılmasında biyoeşdeğerlik ana kriterdir. Biyoeşdeğerliğin saptanmasında biyoyararlanım parametreleri kullanılır. Sonuç olarak eşdeğer ilaçlar uzun ve titiz çalışmalar sonucunda orjinal ilaç ile kesin olarak aynı etkiyi gösterecek şekilde üretilen ve ruhsat alarak satışa sunulan ilaçlardır.

Bu bağlamda 18 Haziran 2009 tarihinde yayınlanan ve 8 Temmuz 2018 tarihinde yenilenen sağlık bakanlığı eşdeğer ilaç genelgesinde eşdeğer ilaçların eczacı tarafından birbiri yerine ikamesi hem bilimsel yönden hem de hukuki olarak doğrudur, denilmekte ve ilaçta yerelleşme kapsamında ülke ekonomisine destek olduğundan kamu otoritesi tarafından desteklenmektedir.

Bir başka konu olarak Eczacılık Fakültelerinden bahsetmek isterim. Ülkemizde her yıl plansız şekilde artan eczacılık fakülteleri sayısı, mesleğimizi nitelik ve nicelik bakımından tehdit etmektedir.2000 yılına kadar ülkemizde 8 Eczacılık fakültesi varken YÖK tarafından onaylan eczacılık fakültesi sayısı bugün 50’nin üzerine çıkmıştır.

Eczacılık fakültelerinin çoğalması mesleğinizi nasıl etkiledi?

Türkiye’de bulunan ve öğrenci alan 36 eczacılık fakültesi ile ilgili kılavuzdan edindiğimiz bilgilere göre:

- 4 eczacılık fakültesinde profesör unvanlı akademisyen bulunmamaktadır.

- 7 eczacılık fakültesinde doçent unvanlı akademisyen bulunmamaktadır.

- 7 eczacılık fakültesinde profesör unvanlı akademisyen sayısı 3’ten azdır.

- 15 eczacılık fakültesinde doçent unvanlı akademisyen sayısı 5’ten azdır.

- 23 eczacılık fakültesinin akademisyen sayısı 20’den azdır.

- 36 eczacılık fakültesinden yalnızca 12’si tam akreditedir.

Bu verilerden de görüldüğü üzere akademik kadro açısından Türkiye’deki eczacılık fakültelerinin pek çoğunun durumu içler acısıdır. Mesleğimizin geleceğinin tehlikeye atılmaması için yeni eczacılık fakültesi açılmaması gerektiğini, akademik açıdan yetersiz olan fakültelerin ise Ar-Ge merkezine dönüştürülmesi önerilerimizi YÖK ile defalarca paylaştık. Bugün bu verilerle YÖK bizim kaygılarımızı tescillediği gibi; uyarılarımızı hiçbir şekilde dikkate almayarak Türkiye’deki eczacılık fakülteleri bağlamında nasıl bir yanlışın parçası olduğunu gözler önüne sermiştir.

Mesleğinin geleceğine sahip çıkan bir sağlık meslek örgütü olarak bir kez daha tekrarlıyoruz:

• Devlet, vakıf fark etmeksizin yeni eczacılık fakülteleri açılmamalıdır.

• Öğretim elemanı eksik, altyapısı bilimsel çalışma yapmaya uygun olmadığı halde açılmış olan eczacılık fakülteleri, bünyesinde bulundukları üniversite ve sanayi iş birliği ile Ar-Ge merkezlerine dönüştürülmelidir. Böyle bir imkân bulunmaması halinde kapatılmalıdır.

• Eczacılık fakültesi kontenjanları belirlenirken ülkenin kaynakları, sektörün iş gücü ihtiyaçları göz önüne alınmalıdır.

• Kontenjanlar acilen azaltılmalıdır.

• Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nda eczacılık alanına başarı sırası şartı getirilmeli ve ilk 60 bine giren öğrenciler eczacılık fakültelerine yerleştirilmelidir.

Aslında burada sayacağımız birçok sorunumuz var. Fakat bugün bu sorunlarımızdan bahsettim ve en kısa zamanda diğer sorunlarımızdan da bahsetmek, halkımızı bilgilendirmek isterim. Bu vesile ile gazetenizde bir yer ayırdığınız için teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. *HABER: ERDEM SÜDEMEN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.