İlk yolculuğumuz dünya hayatına gelişimizle başlar. Dünya bir oyun, hayat bir oyuncak, anlayan kurtulacak anlamayan yanacak. Sararmış yapraklarını yere döken ulu ağaç gibi yaşıyorsun. Geriye dönüp baktığın zaman boşa harcanmış yılların yere düşen takvim yaprakları gibi rüzgara kapılıp savrulduğunu görüyorsun. İki ucu keskin bir bıçağın ortasında gibi yaşanan günler üzüyor insanı.

Bu geçen yılların insan hayatından nasıl kayıp gittiği düşündürüyor. Kul olmanın şuuruna ermek çok basit gibi duruyor ama galiba en zor şey. Kazandıklarımızın sevinci yerine kazanamadıklarımızın acısını yaşıyoruz. Hüzünlerimizi de sevinçlerimiz gibi erteleyebiliyoruz. Sorunlar kendimizden ve başkalarından sakladığımız yüzünden oluşuyor. Duyguları ifade etmenin akıllıca yollarını kullanmayı bilmiyoruz. Yaşarken yürüdüğümüz yollar hep asfalt ve düz değildir. Çamurlu, taşlı, yokuş, karanlık dar yollardan geçiyoruz. Bu yollar insan üstünde ne etkiler yapıyor cevabını zor buluyoruz. Neyin varsa onun varlığı bir imtihan neyin yoksa onun yokluğu ayrı bir imtihan. Her nerede nefes alıyorsak Allah bizi orada imtihan ediyor.

Yaşanan yılları üç ayrı zamana bölünce , eğlenceli mutlu geçen, üzüntülerle geçen, hastalıklarla geçen yıllar olarak ayırıyoruz. Acılar ne kadar büyük ne kadar derin olursa olsun insanın unutup zamanı geride bırakacağı duygu yoktur. Acılar insanın içinde zehir oluşturur. Zamanın önüne katıp sürükleyemeyeceği hiçbir acıda yoktur. İnsan kendisi ile girdiği savaşı kazanabilir mi? Yada kendi yürek sesini kısmayı başara bilir mi? Çok zaman olmayacağını bile bile düşlere kapılıyoruz. Gündüz düşlerimiz gece kabuslarımız olmasa rüyadan uyanamayız maddi açıdan kendimizden aşağısına manevi açıdan kendimizden yukarısına bakmalıyız.

İnsan kim olduğunu ancak geçtiği yola bakarak öğrenir. Geçen zaman keskin bir kılıç gibidir. Ona hakim olmak maharet ister. Sevincimiz hep yüzümüzde, hüznümüz kalbimizde olarak yaşarız. Acılar tanrıdan gelen bir ceza değil, acı gelişmektir. Bir yanda korku bir yanda ümidimiz varsa iki kanatlı olursun tek kanatla uçulmaz. Yokuş olan yol kolaylaşır. Tepeye çıktığında seyredeceğin manzara güzeldir. Mutluluk el ile tutulmaz göz ile görülmez sadece hissedilir. Güzel günlerin ömrü kısa olur. Ömür çekip gidiyor geriye birtek yapılamayanların pişmanlığı kalıyor. Hayat yolculuğunda insan çokluğunu bulmak için yokluğu arar. Şuurlu insan kusurunu anlayan insandır. Geçmişteki eksiklerimizle başa çıkmak ve onlarla yüzleşmek özel bir cesaret gerektirir. Yolun karanlığı da böyle tamamlanır. En bereketli yağmur alın terimizdir.

Anılar bizim sesimizdir. Tecrübeler zalim bir öğretmendir. Önce imtihan eder, sonra öğretir. Çamurlu yolları böyle tamamlarız. Paranın büyüğünün cehennem hane, küçüğünün hüzün hane olduğunu bildiğimiz halde onu elde etmek için didinir dururuz. Dost bulmak zordur. Başkası seni terk ettiğinde yalnızlaşırsın ama ancak sen kendini terk edersen yalnız kalırsın. Üzüntülü bir yoldasın demektir. Öyle bir yaşantı içerisindeyiz ki ne cenazelerimize, ne düğünlerimize katıla biliyoruz. Acı bir yolda kalıyoruz ve hayırlısı olsun diyoruz. Musibetlere sabretmemiz en güzel yolumuzdur.

“Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler, koyacak yerim yok”

Sevgilerimle.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.